2 saat önce | Okunma Sayısı : 48
Açıklanan fiyatın çiftçinin artan maliyetlerini karşılamaktan çok uzak olduğunu belirten Akalın, iktidarın bolluk yılında dahi çiftçiyi yokluğa mahkum ettiğini söyledi.
Akalın, “Geçtiğimiz yıl tonu 13 bin 500 lira olarak açıklanan buğday alım fiyatı bu yıl 16 bin 500 liraya yükseltildi. Yani artış oranı yaklaşık yüzde 22 seviyesinde kaldı. Bu oran, resmi enflasyonun dahi gerisindedir. Üstelik bugün desteklerle birlikte fiyatın 19 bin 500 liraya çıkacağı ifade edilmektedir. Ancak desteklerin ne zaman ödeneceği ortadadır. Çiftçi bugün üretim yapıyor, desteğini aylar hatta bir yılı aşan sürelerde alıyor. Yüksek enflasyon karşısında geciken desteklerin önemli bir kısmı daha çiftçinin eline geçmeden eriyip gitmektedir. Bu sebeple çiftçimize destek ile birlikte 23-24.000 Lira bandında bir fiyatın verilmiş olması gerekliydi “dedi.
Son dönemde İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan gelişmelerin enerji ve tarım piyasaları üzerindeki etkileri ortadayken, sanki bu gelişmeler hiç yaşanmamış gibi fiyat belirlenmesini eleştiren Akalın, mazot ve gübre başta olmak üzere tüm girdi maliyetlerindeki artışa dikkat çekti.
“Geçen yıla göre mazot fiyatları yaklaşık yüzde 40, gübre fiyatları ise yüzde 50’lerin üzerinde artmıştır. Tohum, ilaç, sulama, elektrik ve işçilik maliyetleri de sürekli yükselmektedir. Bugün buğdayın üretim maliyeti ton başına 20 bin liranın çok üzerindedir. Buna rağmen açıklanan fiyat, çiftçimizin emeğinin karşılığı olmaktan uzaktır.” ifadelerini kullandı.
TMO’nun ödeme takvimini de eleştiren Akalın, üreticinin ürün bedelini yaklaşık 45 gün sonra alacak olmasının ayrı bir mağduriyet yarattığını belirterek, “Çiftçi ürününü teslim ediyor ancak parasını haftalar sonra alabiliyor. Bu süreçte enflasyon çiftçinin gelirini eritiyor. Üretici hem artan maliyetlerle mücadele ediyor hem de ürün bedelini geç almanın yükünü taşıyor.” diye konuştu.
Tarım politikalarının uzun yıllardır yanlış yönetildiğini savunan Akalın, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Maalesef iktidarınız döneminde köy okulları kapatıldı, gençler üretimden ve köy yaşamından uzaklaştırıldı. Köyler her geçen gün boşalıyor. Küçük aile işletmeleri ayakta kalmakta zorlanırken tarım arazileri giderek daha büyük işletmelerin ve kim olduğu belli olmayan kurumların elinde toplanıyor. Bu süreç, Türk tarımını zayıflatan, köyleri boşaltan ve verimli tarım arazilerimizin geleceğini belirsizliğe sürükleyen bir anlayışın sonucudur.
Çiftçimizin üretimde kalabilmesi için maliyetleri karşılayan, refah payı içeren ve zamanında ödenen bir fiyat politikası uygulanmalıdır.