1 gün önce | Okunma Sayısı : 76
Alzheimer, ilerleyici nörodejeneratif bir hastalıktır. Beyin hücrelerinde meydana gelen hasar zamanla hafıza, dikkat, problem çözme ve dil becerilerini etkiler. Hastalığın ilk dönemlerinde kişiler çoğunlukla “isim bulmada zorlanma” yaşar. “Şey”, “o”, “hani” gibi belirsiz kelimelerin kullanımının arttığını fark ederiz. Çok iyi bilinen bir nesnenin adı bir anda hatırlanamaz hale gelir. Yakınlarının isimleri karışabilir, zaman algısında bulanıklaşmalar görülür, aynı sorular tekrar tekrar sorulabilir.
Ancak burada önemli olan nokta şudur: Alzheimer yalnızca bir hafıza hastalığı değildir; aynı zamanda bir iletişim hastalığıdır.
Dil becerileri bozuldukça kişi sosyal ortamlardan uzaklaşmaya başlar. Sohbetlere katılmak zorlaşır. Yanlış kelime kullanma korkusu, kişinin sessizleşmesine neden olabilir. Bir süre sonra yalnızca hasta değil, ailesi de iletişim kurmakta zorlanır. İşte tam bu noktada dil ve konuşma terapisi devreye girer.
Dil ve konuşma terapistleri Alzheimer sürecinde kişinin mevcut iletişim becerilerini mümkün olduğunca korumayı hedefler. Bu terapi yalnızca hastaya değil, bakım veren aile bireylerine de rehberlik eder. Çünkü doğru iletişim yöntemleri yaşam kalitesini ciddi ölçüde artırabilir.
Örneğin Alzheimer hastası bir bireyle konuşurken kısa ve net cümleler kullanmak önemlidir. Aynı anda birden fazla soru sormamak gerekir. Göz teması kurmak, sakin bir ses tonu kullanmak ve kişiye cevap vermesi için zaman tanımak iletişimi kolaylaştırır. Bazen bir fotoğraf, bir şarkı ya da eski bir eşya; kelimelerin açamadığı kapıları açabilir. Çünkü duygusal hafıza çoğu zaman daha uzun süre korunur.
Toplumda sık yapılan bir hata da Alzheimer’lı bireylerin “nasıl olsa anlamıyor” düşüncesiyle konuşmaların dışında bırakılmasıdır. Oysa anlamakta zorlanmaları, hissetmedikleri anlamına gelmez. Ses tonunu, sevgiyi, sabrı ve dışlanmayı çoğu zaman hissederler. Bu nedenle iletişim sadece kelimelerden ibaret değildir; bazen bir bakış,bazen bir ses ve sabır da bir iletişim biçimidir.
Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bugün için bulunmasa da erken tanı, bilişsel destek programları, dil ve konuşma terapisiyle sürecin daha sağlıklı yönetilmesi mümkündür. En önemlisi ise kişinin “hasta” kimliğinin ötesinde bir birey olduğunu unutmamaktır. Çünkü her unutulan kelimenin arkasında hâlâ anlatmak ve anlaşılmayı isteyen bir insan vardır.
Belki de Alzheimer’a karşı en güçlü ilaçlardan biri, iletişimi sürdürme çabamızdır.
Saygılarımla.