2 ay önce | Okunma Sayısı : 2590
Dil ve konuşma terapisti olarak yıllardır aynı sahneye tanıklık ediyorum. Odaya giren bir çocuk… Ardından kaygılı bir aile… Ve çoğu zaman aynı cümleler: ‘Hocam, hiç konuşmuyor.’ ‘Biz mi bir şeyleri yanlış yaptık ?’ ‘Geçecek mi?’
Bu cümlelerde eksik olan bir şey var. Çok önemli bir şey. Dinlemek..
Çocuk konuşmuyor olabilir. Ama iletişim kurmuyor mu gerçekten? Otizmde asıl sorun, çoğu zaman çocuğun konuşmaması değil; bizim onun iletişim kurma biçimini fark edemememizdir.
Bir köşede kendi etrafında dönen o çocuk, belki size ‘dünya benim için fazla hızlı’ diyordur.
Kulaklarını kapatan bir başkası, ‘bu sesler canımı yakıyor’ diye haykırıyordur.
Gözünü kaçıran bir diğeri, ‘seninle değil, bakışlarınla baş edemiyorum’ demeye çalışıyordur.
Ama biz ne yapıyoruz? Onları sustukları yerden değil, bizim duymak istediğimiz yerden ölçüyoruz.
Toplum olarak iletişimi dar bir koridora sıkıştırdık: Kelimeler. Cümleler. Sosyal kurallar… O koridora sığmayan herkesi de “eksik” ilan ettik. Oysa gerçek şu: Otizmli bireyler iletişim kurmuyor değil, biz onların kurduğu iletişimi tanımıyoruz.
Dil ve konuşma terapisi, sadece sesleri doğru üretmek ya da kelime öğretmek değildir. Bizim işimiz, bireyin dünyasına girip onun iletişim yolunu keşfetmektir. Çünkü iletişim, karşılıklı bir uyum meselesidir; tek taraflı bir beklenti değil.
Otizmli bireylerle çalışırken en sık karşılaştığım şey şu: Çocuklar değil, yetişkinler iletişimde zorlanıyor. Sabırsızız. Hızlıyız. Kalıplarımız var. Ve bu kalıplara uymayan her şeyi ‘eksiklik’ olarak etiketlemeye hazırız. Oysa farklılık, eksiklik değildir.
Unutmayalım ki Otizm Spektrum Bozukluğu olan bireylerin dünyayı algılama biçimleri bambaşkadır. Ve ancak onlar isterse bizi kendi dünyalarına dahil ederler.
Doğru soru: Ben otizmli bir çocuğun dilinden, onun dünyasına nasıl bakabilirim?
Alanda çalışan bir uzman olarak en önemli noktanın iletişimi fark etmeyi öğrenmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiçbir çocuk ‘iletişimsiz’ değildir. Sadece bizim alışık olmadığımız bir dilde konuşuyordur. Asıl soru şu: BİZ O DİLİ ÖĞRENMEYE NE KADAR HAZIRIZ?
2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde kendimize dürüst bir ayna tutalım. Sorunu çocukların sessizliğinde aramayı bırakalım. Belki de eksik olan onların sesi değil, bizim duyma biçimimizdir. Bugün otizmli bir çocuğa kendi iletişim yöntemlerinizi dayatmadan önce, onun kurduğu en küçük iletişim köprüsünü fark edin.
Ve unutmayalım: Otizm fark edilmeyi bekleyen bir iletişimdir. Her otizmli bireyin bir hikayesi vardır; sadece biz, onları dinlemeyi henüz öğrenememişizdir.
Saygılarımla.