SERABRAL PALSİLİ (BEYİN FELÇLİ) BİREYLER KONUŞABİLİR Mİ?
Her serebral palsili çocuk birbirinden farklıdır. Bu yüzden tedavi tek bir yöntemle sınırlı olamaz. Fizik tedaviden dil ve konuşma terapisine, ilaç tedavisinden psikososyal desteğe kadar uzanan multidisipliner bir yaklaşım, çocuğun yalnızca hareketine değil, hayatına da dokunur. Çünkü bazen bir kelimeyi söyleyebilmek, bir adım atmaktan çok daha büyük bir mücadele gerektirir.
İletişim, serebral palsili bireyler için en sessiz ama en ağır yüklerden biridir. Her üç bireyden biri konuşma, dil ya da işitme problemi yaşar. Konuşmanın ardında yatan postür, solunum ve kas kontrolü serebral palside çoğu zaman sekteye uğrar. Kas tonusundaki bozukluklar, nefesle sesi buluşturmayı zorlaştırır; söylenmek istenenler dudaklardan dökülemeden içeride kalır. Dizartri ve apraksi gibi konuşma bozuklukları, bireyin ne söylemek istediğini bildiği hâlde bunu ifade edememesine neden olur. Bu sessizlik çoğu zaman yanlış anlaşılır; oysa sorun düşüncede değil, anlatımdadır.
Daha konuşma başlamadan önce bile zorluklar kendini gösterir. Emme, çiğneme, yutma gibi en temel becerilerde yaşanan güçlükler, hem beslenmeyi hem de yaşamı tehdit edebilir. Salya akıntısı, aspirasyon riski ya da göz kontağı kuramamak dışarıdan küçük ayrıntılar gibi görünse de, serebral palsili bir çocuk için dünyayla kurulan bağın kopmasına neden olabilir. Jestler, mimikler, bakışlar… Hepsi söyleyemediklerinin yerini almaya çalışır.
Serebral palsili çocukların konuşmasında sıkça görülen dizartri, kaslardaki zayıflık, gerginlik ya da koordinasyon bozukluklarının bir yansımasıdır. Apraksi ise çocuğun söylemek istediğini bilmesine rağmen, sesleri doğru ve tutarlı şekilde bir araya getirememesiyle ortaya çıkar. Özellikle ataksik CP’de görülen bu durum, çocuğun çabasını daha da görünmez kılar. Çabaladıkça yorulur, yoruldukça susar.
Belki de en zor olan, serebral palsili bireylerin sessizliğinin yanlış yorumlanmasıdır. Oysa onların söyleyecek çok şeyi vardır. Yapılması gereken, yalnızca yürümeyi öğretmek değil; onların sesine, bakışına ve anlatma çabasına kulak vermektir. Çünkü bazen hayata tutunmak, tek bir kelimeyi duyurabilmekle başlar.
Saygılarımla.