KONUŞAMAYAN BİR TOPLUMUN SESSİZ YANILGILARI
Bir başka yaygın yanılgı: “Bu iş sadece çocuklarla ilgili.”
Hayır. Bir sabah uyanıp konuşma yetisini kaybeden bir inme(felç) hastası da, sesi gün sonunda tamamen tükenen bir öğretmen de,yeme-yutma-beslenme problemleri yaşayan bir çocuk da, hatta Alzheimer /Demans hastaları ve daha pek çok duyunca şaşıracağımız problemler de bu alanın içindedir. Ama biz görmeyiz. Çünkü alıştığımız kalıpların dışına bakmayı pek sevmeyiz.
Belki de en sabırsız olduğumuz konu ise : sonuç.
“Kaç seansta düzelir?”
Bu soru,biz uzmanların en sık duyduğu sorulardan biri. Oysa iletişim bir kas değil ki birkaç tekrarla güçlensin. Bir süreçtir. Sabır ister, emek ister, tekrar ister. Ve en önemlisi: gerçekçi beklenti ister.
Ama gelin en kritik noktaya bakalım: aile.
Eğer bir çocuk terapi odasında öğrendiğini evde kullanamıyorsa, o öğrenme yarım kalır. Buna rağmen birçok aile sürecin dışında kalmayı tercih ediyor. “Uzman halleder” düşüncesi, sürecin önüne görünmez bir duvar örüyor.
Bir başka yanlış algı ise : “Her çocuk aynı, her sorun benzer.”
Ne yazık ki değil. Her bireyin gelişim yolculuğu, hikâyesi kadar kendine özgüdür. Bu yüzden başkasına iyi gelen bir yöntem, bir diğerine hiç dokunmayabilir.
Peki sonuç?
Geç kalınmış müdahaleler, büyüyen iletişim sorunları ve çoğu zaman gereksiz yere taşınan özgüven problemleri…
Oysa gerçek çok basit:
Dil ve konuşma terapisi bir “son çare” değil, bir erken destek alanıdır.
Konuşamayan bir çocuğun akıp giden zaman kadar büyük bir düşmanı yoktur.
Belki de artık şu cümleyi değiştirme zamanı gelmiştir:
“Geçer.”
Biz uzmanlar soruyoruz ?
“Zamanla gerçekten geçecek mi?”
Çünkü en büyük sorun, toplum olarak yanlış bildiklerimizi sorgulamamaktır.
Saygılarımla.