23 NİSAN: EVLATLARIN SANA MİNNETTARDIR, ATA’M
Bir yanda bayraklarla süslenen okullar, şiirler, törenler… Diğer yanda sessizce kaybolan çocukluk. İhmaller, kazalar, görmezden gelinen riskler… Ve çoğu zaman ardından gelen o tanıdık kelime: “Keşke…”
Oysa çocukluk, “keşke”lerle korunabilecek bir emanet değildir.
Bir dil ve konuşma terapisti olarak çocukların sadece söylediklerini değil, söyleyemediklerini de duymanın ne kadar önemli olduğuna her gün tanıklık ediyorum. Çünkü bazen bir çocuğun suskunluğu, en yüksek çığlıktır. İhmal edilen bir çocuk, önce oyunundan vazgeçer… sonra konuşmaktan… sonra da kendini anlatmaktan.
Bugün birçok çocuk, fiziksel olarak hayatta olsa bile duygusal olarak yalnız. Aynı evin içinde büyüyen ama aynı masada konuşamayan çocuklar var. Ekranların ışığında büyüyen, ama göz teması kurulamayan… Dinlenmeyen, aceleyle susturulan, “şimdi değil” denilerek ertelenen çocuklar…
İlgisizlik, bir çocuğun başına gelebilecek en sessiz tehlikedir. Çünkü iz bırakmadan ilerler. Ne bir yara izi vardır ne de hemen fark edilen bir acı… Ama zamanla çocuğun iç dünyasını boşaltır. Ve bazen bu ihmal, geri dönüşü olmayan sonuçlara kadar varır. Bir çocuğun hayatı yetişkinlerin konfor alanı bozulmasın diye; dikkatsizlikle, ilgisizlikle, “bir şey olmaz”larla kaybedilecek kadar değersiz değildir.
Atatürk’ün hayal ettiği Türk çocuğu; çağdaş,ahlaklı ve bilimin ışığında yetişmiş, korunmuş, önemsenmiş, dinlenmiş çocuklardı. Kendini güvende hisseden, konuşabilen, sorabilen, düşünebilen çocuklar…
Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz çocukları gerçekten görüyor muyuz, yoksa sadece büyümelerini mi izliyoruz?
Bir çocuk en çok neye ihtiyaç duyar biliyor muyuz?
Duyulmaya ve anlaşılmaya.. Sadece kelimeleriyle değil, duygularıyla… Sadece başarılarıyla değil, kırılganlığıyla…
Bu 23 Nisan’da belki de en büyük sorumluluğumuz; çocuklarımızı gerçekten dinlemeyi öğrenmek. Biz yetişkinlerin en önemli görevi çocuklarımızın sesini güvenle duyurabilmelerini sağlamaktır. Çünkü bir çocuk susarsa,gelecek susar..
Bu nedenle 23 Nisan’ı yalnızca bir bayram olarak değil, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği vatan bilincinin ve çocuklara duyduğu sarsılmaz güvenin bir hatırlatıcısı olarak görmek gerekir. Bu topraklar, ancak çocuklarına sahip çıkan, onları koruyan, dinleyen ve bilinçle yetiştiren bir milletin ellerinde ilelebet yaşayabilir. Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet, ancak bu emanete layık nesillerle güçlenir. Çocuklarımızı anlamak ve onlara hak ettikleri değeri vermek, vatanımıza duyduğumuz bağlılığın en somut göstergesidir.
Bu bilinçle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı bizlere armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve özlemle anıyorum.
Saygılarımla.